Alp SuleimanGrowth Partner

AI Çağında Değerin Yeni Savaşı: Ürünler Neden Eskisinden Çok Daha Hızlı Commodity Haline Geliyor ve Nasıl Direnirsiniz?

Bir özelliği kopyalamanın maliyeti artık bir hafta sonu. Kendinize sormanız gereken soru “rakip bunu yapabilir mi?” değil, “yapsa ne olur?”

Growth PartnerYazı 12 / 134 dk okuma

Yayın

Son dönemde kurucularla yaptığım konuşmalarda giderek sıklaşan bir sahne var. Kurucu, ekibiyle aylarca uğraştıkları bir özelliği gururla gösterir. Çoğu zaman gerçekten iyidir. Sonra telefonunu çıkarır ve bir rakibin aynı şeyi çok daha kısa sürede çıkardığı ekranı gösterir.

“Nasıl bu kadar hızlı yaptılar?”

Cevap basit ve ikimiz de biliyoruz. Artık herkes hızlı yapıyor.

Kopyalamanın maliyeti sıfıra yaklaşıyor

Yazılım dünyasında rekabet avantajının önemli bir kısmı uzun süre üretim zorluğundan geldi. Bir şeyi yapmak zordu, zaman alıyordu, iyi mühendis gerektiriyordu. İlk yapan birkaç ay, bazen birkaç yıl önde giderdi.

Yapay zekâ bu denklemi sarstı. Kod yazmak hızlandı, arayüz çizmek hızlandı, bir fikri çalışan bir prototipe dönüştürmek günlerden saatlere indi. Bunun güzel bir tarafı var: küçük ekipler büyük işler yapabiliyor. Ama bir de rahatsız edici tarafı var: sizin yaptığınızı da herkes yapabiliyor.

Bir özelliğin rakip tarafından kopyalanma süresi kısaldıkça, o özelliğin size sağladığı avantaj da kısalır. Aylarca süren emek birkaç haftalık bir öncülüğe dönüşür. Bu yeni bir durum değil; sadece eskiden yıllar süren bir süreç artık aylar, hatta haftalar sürüyor.

Ürünler hızla commodity haline geliyor. Commodity, müşterinin aralarında anlamlı bir fark göremediği, bu yüzden fiyata göre seçtiği şeydir. Ve fiyata göre seçilen bir ürün olmak, bir girişimin başına gelebilecek en yorucu şeylerden biridir.

“Wrapper” tuzağı

Bunun en net görüldüğü yer, üzerine ince bir arayüz giydirilmiş yapay zekâ ürünleri. Altta herkesin erişebildiği bir model, üstte güzel bir ekran ve birkaç akıllı prompt. İlk günlerde etkileyici görünür, çünkü kullanıcı ilk kez böyle bir şey deneyimliyordur.

Sorun şu: değerin neredeyse tamamı alttaki modelden geliyor ve o model sizin değil. Model sağlayıcısı aynı özelliği kendi ürününe eklediğinde, ya da bir rakip aynı modelle daha ucuz bir ekran çizdiğinde, elinizde savunacak bir şey kalmıyor.

Bu yazıyı yapay zekâ ürünlerine karşı bir uyarı olarak okumayın. Ben de yapay zekâ destekli iş modelleri üzerine çalışıyorum ve bunun bu dönemin en büyük fırsatı olduğunu düşünüyorum. Ama fırsat, modeli kullanmakta değil. Modelin tek başına yapamayacağı şeyi yapmakta.

Kopyalanması kolay olan şey özelliktir. Kopyalanması zor olan şey, o özelliğin kullanıcının hayatına nasıl yerleştiğidir.

Savunma hattı nereden geçiyor?

Kopyalamanın ucuzladığı bir dünyada değerin nerede korunduğuna dair sahada gördüğüm birkaç katman var.

Özel veri ve bağlam. Model herkese aynı cevabı verir. Ama sizin ürününüz, kullanıcının geçmişini, ekibinin süreçlerini, sektörünün kendine özgü kurallarını biliyorsa, aynı model sizin içinizde çok daha iyi çalışır. Bu bağlamı rakip kopyalayamaz, çünkü o bağlam kullanıcının sizinle geçirdiği zamandan doğar. Önceki yazıda bahsettiğim davranışsal birikim, bu çağda bir hendek haline geliyor.

İş akışına gömülmek. Bir sekmede ayrı duran bir araç kolayca değiştirilir. Kullanıcının günlük sürecinin ortasına yerleşmiş, diğer araçlarla konuşan, otomasyonları kurulmuş bir ürün ise değiştirilmez; söküp atılması gerekir. Ve kimse sökmeyi sevmez.

Dağıtım. Bu en az konuşulan ama belki en önemli katman. Kopyalayabildiğiniz bir ürünü, kopyalayamadığınız bir kanaldan satmak büyük bir avantajdır. Doğru kitleye ulaşan bir topluluk, bir ortaklık ağı, güçlü bir içerik motoru. Bunlar bir hafta sonunda kurulmuyor.

Güven. Yapay zekâ ürünleri hata yapar. Kullanıcı bunu bilir. O yüzden hangi ürüne işini emanet edeceğini seçerken sadece yeteneğe değil, güvenilirliğe bakar. Tutarlı sonuç veren, hatasını kabul eden, verisini koruyan bir ürün; daha yetenekli ama tahmin edilemez bir üründen daha değerlidir. Güven yavaş kazanılır ve kopyalanamaz.

Sonucun sahipliği. Bu bence en önemli değişim. Eskiden kullanıcıya bir araç verirdik, işi o yapardı. Şimdi işin kendisini yapabiliyoruz. Bir rapor oluşturma aracı yerine raporu hazırlayan bir ürün. Bir e-posta editörü yerine kampanyayı çalıştıran bir sistem. Araç satan bir ürün kopyalanabilir. Sonucu üstlenen ve o sonucun kalitesinden sorumlu olan bir ürün ise çok daha zor kopyalanır, çünkü sonucu teslim etmek için gereken her şeyi, yani veriyi, süreci, kalite kontrolünü ve hesap verebilirliği birlikte inşa etmeniz gerekir.

Roadmap'inize bakma şekli değişmeli

Bu tablonun pratik bir sonucu var. Roadmap'inize baktığınızda her büyük iş için yeni bir soru sormanız gerekiyor: “Bu, bir rakibin kolayca kopyalayabileceği bir şey mi, yoksa zamanla derinleşen bir şey mi?”

Kopyalanabilir işler yapmak yasak değil. Bazen pazarın beklentisini karşılamak için yapmak zorundasınız. Ama bunları birer temizlik işi olarak görün; masa açılsın diye yapılır, savaş kazandırmaz. Asıl yatırımınız, kullanıcı kaldıkça değeri artan, kullanıcının bağlamını biriktiren ve iş akışına daha derin yerleşen işlere gitmeli.

Bir de hız meselesi var. Kopyalamanın kolaylaştığı bir dünyada hızlı olmak bir avantaj değil, masaya oturma şartıdır. Herkes hızlı. O yüzden hız sizi ayırt etmez; neyi hızla öğrendiğiniz ayırt eder. Kullanıcıdan rakiplerinizden daha hızlı öğrenen, o öğrendiğini ürüne rakiplerinizden daha hızlı yansıtan bir ekip, tek tek özelliklerin kopyalanmasından korkmaz. Çünkü rakip kopyaladığında, siz zaten bir sonraki adımdasınız.

Asıl soru

Böyle bir konuşmanın sonunda genelde şunu sorarım: “Rakibiniz bu özelliği kopyaladı. Peki kullanıcılarınızdan kaç tanesi o yüzden gitti?”

Çoğu zaman cevap bir süre düşündükten sonra gelir: “Bildiğim kadarıyla hiçbiri.”

O zaman kaybedilen şey bir özelliktir, değer değil.

Bu çağda soru artık “rakip bunu yapabilir mi?” değil. Yapabilir. Soru şu: “Yapsa ne olur?” Cevabınız “pek bir şey olmaz, çünkü kullanıcılarımız bizde başka bir şey buluyor” ise, savunma hattınız sağlam. Cevabınız “her şeyimiz gider” ise, savunacak bir şeyiniz yok demektir; sadece henüz kimse fark etmemiştir.

Bu yeni savaşın en sinsi düşmanı ise dışarıda değil, içeride. Hızla büyürken, fark etmeden biriktirdiğiniz bir borç. Serinin son yazısında onu konuşacağız.