LTV’yi Yeniden Düşünmek: Gerçek Yaşam Boyu Değer Gelir Değil, Kullanıcının Ürüne Yatırdığı Davranışsal Birikimdir
LTV tablosu size bir kullanıcının geçmişte ne kadar ödediğini söyler. Gelecekte kalıp kalmayacağını söyleyen şey ise ürüne bugüne kadar ne bıraktığıdır.
Yayın
Yatırımcı sunumlarının en sevilen slaytlarından biri LTV/CAC oranıdır. Üç, dört, bazen beş. Odada herkes rahatlar. Ben de yıllarca o slaytı hazırlayanlardan biri oldum ve itiraf edeyim, o rahatlamanın tadını çıkardım.
Sonra kâğıt üzerinde LTV'si kusursuz görünen kohortların birkaç ay içinde dağıldığını görmeye başladım. Formül hiçbir şeyi yanlış hesaplamıyordu. Sadece yanlış şeyi hesaplıyordu.
Formülün sessiz varsayımı
Klasik LTV hesabı basittir: ortalama gelir, brüt marj ve ortalama müşteri ömrü. Ömrü de genelde churn oranından türetiriz. Aylık churn yüzde üçse, kullanıcı ortalama otuz üç ay kalır, çarparız, sonuç çıkar.
Bu hesabın içinde sessiz bir varsayım saklı: geçmiş, geleceğin iyi bir tahminidir. Kullanıcılar dün nasıl davrandıysa yarın da öyle davranacaktır.
Oysa bir kullanıcının ödeme yapması, değer almasının değil, değer aldığına inanmasının sonucudur. Bu ikisi arasında bir zaman farkı var. İnsanlar değer almayı bıraktıktan sonra da bir süre ödemeye devam eder. Kartı otomatik çekilir, iptal etmeyi unutur, “bu ay yoğunum, sonra bakarım” der. Gelir grafiği, değer grafiğinin birkaç ay gerisinden gelir.
Yani gelir bazlı LTV bir dikiz aynasıdır. Nereden geldiğinizi çok net gösterir. Nereye gittiğinizi göstermez.
Kullanıcı ürüne ne bırakıyor?
Serinin önceki yazılarında değerin zamanla katmanlaşması gerektiğinden bahsetmiştim. Kullanıcı kaldıkça ürün onun için daha değerli hale gelmeli. Bunun bir de ters yüzü var: kullanıcı kaldıkça ürüne bir şeyler bırakır.
Bir proje yönetim aracına yüklenmiş üç yıllık iş geçmişi. Bir CRM'de biriktirilmiş müşteri notları. Bir tasarım aracında ekibin ortak kütüphanesi. Bir muhasebe yazılımına bağlanmış banka hesapları, entegrasyonlar, otomasyon kuralları. Bir müzik uygulamasının sizi sizden iyi tanıyan önerileri.
Ben buna davranışsal birikim diyorum. Kullanıcının ürüne yatırdığı zaman, veri, alışkanlık ve organizasyonel emeğin toplamı. Para ödemek bir işlemdir; birikim ise bir ilişkidir.
Gerçek yaşam boyu değer, kullanıcının size ödediği para değil, ürününüze yatırdığı ve kolayca geri alamayacağı birikimdir. Para bu birikimin sonucudur.
Bu tanımı sevmemin nedeni şu: birikim öncü bir göstergedir. Kullanıcının birikimi azalmaya başladığında, gelir henüz düşmemiştir. Ama düşecektir.
Birikimin dört katmanı
Her ürün farklı, ama sahada en sık gördüğüm birikim türleri dört başlıkta toplanıyor.
İlki veri birikimi. Kullanıcının ürüne girdiği, ürün içinde ürettiği ve başka bir yere taşımanın zahmetli olduğu her şey. Belgeler, kayıtlar, geçmiş, içerik.
İkincisi iş akışı birikimi. Ürün kullanıcının gününde nereye yerleşmiş? Sabah ilk açtığı sekme mi, yoksa ayda bir hatırladığı bir araç mı? Bir sürece bağlanmış, otomasyon kurulmuş, başka araçlarla entegre edilmiş bir ürün, kenarda duran bir üründen çok farklı bir yaşam beklentisine sahiptir.
Üçüncüsü ekip birikimi. B2B ürünlerde bunu çok net görürsünüz. Ürünü tek bir kişi kullanıyorsa, o kişi şirketten ayrıldığında ürün de gider. Beş farklı departmandan insanlar aynı yerde çalışıyorsa, ürün artık bir kişinin tercihi değil, organizasyonun altyapısıdır.
Dördüncüsü kişiselleşme birikimi. Ürünün kullanıcıyı ne kadar tanıdığı. Ayarlar, tercihler, öğrenilmiş öneriler, kalibre edilmiş varsayılanlar. Yeni bir ürüne geçmek, sıfırdan tanışmak demektir. Ve insanlar sıfırdan tanışmayı sevmez.
Değer sağlık skoru
Bu dört katmanı gelir metriklerinin yanına koyduğunuzda elinizde çok daha dürüst bir tablo olur. Ben çalıştığım ekiplerle buna “değer sağlık skoru” diyoruz. Adı önemli değil, mantığı önemli.
Skorun içinde genelde şunlar olur: kritik davranışın son dönemdeki tekrar sıklığı, son otuz günde eklenen veri ya da içerik miktarı, aktif entegrasyon sayısı, hesap içindeki aktif kullanıcıların farklı rollere ve ekiplere dağılımı ve kişiselleştirme ayarlarının kullanılma derecesi. Her ürün kendi bileşenlerini seçmeli; burada önemli olan, seçtiğiniz bileşenlerin kalan ve giden kullanıcıları gerçekten ayırt edip etmediğini test etmek.
Bu skoru doğru kurduğunuzda iki şey olur.
Birincisi, churn'ü olduktan sonra değil, olmadan önce görürsünüz. Bir hesabın birikimi üç ay üst üste düşüyorsa, o hesabın yenileme görüşmesi zor geçecektir. Bunu yenileme tarihinden iki ay önce bilmek ile yenileme günü öğrenmek arasında büyük fark var.
İkincisi, büyüme konuşmanız değişir. “Daha fazla kullanıcı” yerine “daha derin kullanıcı” konuşmaya başlarsınız. Yeni kullanıcı kazanmak pahalıdır. Mevcut kullanıcının birikimini artırmak çoğu zaman çok daha ucuzdur ve geri dönüşü daha kalıcıdır.
Birikimi hapishane yapmayın
Burada önemli bir uyarı yapmam lazım, çünkü bu fikir yanlış ellerde kolayca kötüye kullanılabilir.
Birikim, kullanıcıyı içeride tutmak için kullanılabilir. Veriyi dışarı aktarmayı zorlaştırırsınız, iptal akışını labirente çevirirsiniz, formatı kapalı tutarsınız. Kısa vadede churn düşer. Grafikler güzel görünür.
Ama bu değer değil, rehine durumudur. Kullanıcı kalır, çünkü gidemez. Ve gidemeyen kullanıcı sizi hiçbir zaman tavsiye etmez, fırsatını bulduğu ilk anda da gider. Üstelik gittiği yerde sizi anlatır.
Benim ayrımım şu: sağlıklı birikim, kullanıcının “burada kalmak benim için daha iyi” demesini sağlar. Sağlıksız birikim, “buradan çıkmak çok zahmetli” demesini sağlar. İkisi de churn grafiğinde aynı görünür. Biri bir varlık, diğeri bir borçtur. O borcun nasıl biriktiğini serinin son yazısında konuşacağız.
LTV slaytını silmeyin, yanına bir tane ekleyin
Bunların hiçbiri gelir bazlı LTV'nin işe yaramaz olduğu anlamına gelmiyor. Birim ekonomisi gerçektir, nakit gerçektir, yatırımcılar da haklı olarak o slaytı görmek ister.
Önerim şu: o slaytın yanına bir tane daha ekleyin. Kullanıcılarınızın ürüne ne bıraktığını gösteren bir slayt. Kohortların birikim eğrisi. Hangi kohortun zamanla derinleştiği, hangisinin yüzeyde kaldığı.
Gelir eğrisi size dün ne kazandığınızı söyler. Birikim eğrisi yarın ne kazanacağınızı.
Ve bu ikisi birbirinden ayrışmaya başladığında, o ayrışmanın nedenini bulana kadar başka hiçbir metriğe bakmayın.