Alp SuleimanGrowth Partner

Değer Komitesinin Gücü: Organizasyonunuzda Kullanıcı Değerini Tek Bir Ekibin Değil, Tüm Sistemin Sorumluluğu Haline Getirmek

Satış bir şey vaat eder, ürün başka bir şey teslim eder, destek aradaki farkı telefonda kapatmaya çalışır. Kullanıcı değeri tek bir ekibin işi olduğu sürece, bu boşluk hiç kapanmaz.

Growth PartnerYazı 06 / 134 dk okuma

Yayın

Bir şirketin kullanıcı değerini gerçekten ne kadar ciddiye aldığını anlamak için yol haritasına bakmam. Organizasyon şemasına da bakmam. Destek ekibinin en sık aldığı on talebi isterim, bir de satış ekibinin son çeyrekte kaybettiği on fırsatın notlarını.

Bu iki listeyi yan yana koyduğunuzda genelde tuhaf bir tablo çıkar. Destek talepleri, satış sırasında verilen vaatlerle ürünün gerçekte yaptığı şey arasındaki farktan doğar. Kaybedilen fırsatlar ise ürünün yaptığı ama kimsenin anlatamadığı şeylerden. Bir tarafta fazla vaat, diğer tarafta eksik anlatım. Ve ikisi de aynı binada, aynı kahve makinesinin başında buluşan insanların işi.

Bu tabloyu gördüğümde şunu düşünürüm: bu şirkette değer, birinin işi ama herkesin işi değil.

Değer bir departman değildir

Çoğu şirkette “kullanıcı değeri” sorusu sessizce ürün ekibine devredilmiştir. Mantıklı görünür; ürünü onlar yapıyor sonuçta. Ama kullanıcının deneyimlediği şey ürün değil, şirketin tamamıdır.

Kullanıcı sizinle bir reklamda tanışır. Bir satış görüşmesinde beklenti oluşturur. Onboarding'de ilk kez ürünle temas eder. Takıldığında destekle konuşur. Faturasını finans gönderir. Yenileme zamanı geldiğinde bir hesap yöneticisiyle karşılaşır. Bu zincirin her halkası, serinin ilk yazısında konuştuğumuz denklemi etkiler: ya ilerlemeyi büyütür ya bedeli artırır.

Ürün ekibi bu zincirin sadece bir halkasını kontrol eder. Geri kalanını, değeri hiç konuşmayan ekipler yönetir. Pazarlama tıklamayla, satış kapanan anlaşmayla, destek kapanan talep sayısıyla ölçülür. Herkes kendi metriğinde başarılıdır. Kullanıcı ise yine de gider.

Kullanıcı değeri bir ekibin çıktısı değil, bütün sistemin ortak ürünüdür. Kimsenin tek başına sahiplenemediği şeyi, birlikte sahiplenmek için bir mekanizma gerekir.

Neden bir komite?

“Komite” kelimesinin kötü bir şöhreti olduğunu biliyorum. Bürokrasi, uzun toplantılar, karar almayan kalabalıklar. Ben de bu kelimeyi seçerken tereddüt ettim. Ama aradığım şeyin adı tam olarak bu: farklı ekiplerden insanların, düzenli aralıklarla, tek bir soruya bakmak için bir araya geldiği küçük bir yapı.

O soru şu: Kullanıcılarımız bu ay bizden gerçekten ne aldı?

Bu soruyu hiçbir dashboard tek başına cevaplayamaz. Ürün verisi davranışı gösterir ama nedeni göstermez. Destek talepleri nedeni gösterir ama ölçeği göstermez. Satış notları beklentiyi gösterir ama sonucu göstermez. Üçünü aynı masaya koyduğunuzda ilk kez resmin tamamını görürsünüz.

Pratik bir format

Çalıştığım ekiplerde zamanla oturmuş bir format var. Mükemmel değil ama başlamak için yeterli.

Katılımcılar az olmalı. Ürün, satış, destek ve pazarlamadan birer kişi, bir de bu ekipleri bağlayan bir lider. Beş, en fazla altı kişi. Kalabalıklaştıkça toplantı bir sunum gösterisine dönüşür.

Ritim aylık olmalı. Haftalık çok sık, değişimi görmek için yeterli veri birikmez. Çeyreklik çok seyrek, sorunlar büyür.

Gündem ise her ay aynı dört başlıktan oluşur:

  1. Değer kanıtı: Bu ay hangi kullanıcı segmenti ürünün kritik davranışını tekrarladı, hangisi bıraktı?
  2. Vaat boşluğu: Satışta ya da pazarlamada söylenip üründe karşılığı olmayan ne var?
  3. Görünmeyen değer: Ürünün yaptığı ama kullanıcıların fark etmediği ya da satışın anlatamadığı ne var?
  4. Tek karar: Bu boşluklardan hangisini önümüzdeki ay kapatıyoruz ve sahibi kim?

Son madde en önemlisi. Komite yorum yapmak için değil, karar vermek için toplanır. Her toplantının sonunda tek bir somut karar ve o kararın tek bir sahibi olmalı. Üç karar alan komite genelde hiçbirini uygulamaz.

Boşlukları kapatmak

Bu yapının ilk birkaç ayında en çok vaat boşluğu masaya gelir. Satış ekibi bir müşteriye “evet, bu entegrasyon var” demiştir, oysa entegrasyon yarım çalışıyordur. Pazarlama “beş dakikada kurulum” yazmıştır, gerçekte ortalama kurulum yarım gün sürüyordur.

Burada önemli olan suçlu aramamak. Satış ekibi yalan söylemiyor; kendisine verilen hedefe ulaşmaya çalışıyor ve ürünün sınırlarını kimse ona net anlatmamış. Komitenin işi, bu bilgiyi iki yönlü akıtmak. Satış, ürün ekibine sahada en çok neyin sorulduğunu anlatır. Ürün ekibi, satışa neyi vaat etmenin güvenli olduğunu söyler. Destek ise ikisine de vaatlerin kullanıcıda nasıl patladığını gösterir.

Görünmeyen değer ise daha az konuşulan ama en hızlı kazanç getiren alandır. Neredeyse her üründe, kullanıcıların büyük kısmının hiç keşfetmediği ama keşfedenlerin çok daha uzun kaldığı bir yetenek vardır. Bu yeteneği bulmak için yeni kod yazmanıza gerek yoktur. Sadece onu onboarding'e, satış konuşmasına ve destek cevaplarına taşımanız gerekir. Bazen bir şirketin en değerli feature'ı, zaten yazılmış ama kimsenin anlatmadığı feature'dır.

Ortak bir dil

Komitenin belki de en büyük faydası toplantıların kendisinde değil, zamanla oluşturduğu ortak dilde. Birkaç ay sonra satış ekibi “bu müşteri kritik davranışa ulaşacak mı?” diye sormaya başlar. Destek ekibi talepleri “bu bir vaat boşluğu mu, yoksa ürün boşluğu mu?” diye sınıflandırır. Pazarlama, kampanyalarını tıklamayla değil, getirdiği kullanıcıların değer anına ulaşma oranıyla değerlendirmeye başlar.

Bu dil değişimi küçük görünür ama aslında bir kültür değişimidir. Değer, ürün ekibinin teknik bir kavramı olmaktan çıkar ve şirketin ortak hedefi haline gelir. Herkes kendi metriğini korur ama o metriğin üzerinde ortak bir soru durur.

Küçük başlayın

Bu yazıyı okuyup yarın beş departmanı toplantıya çağırmanızı önermiyorum. Daha basit bir başlangıç var: önümüzdeki ay, destek ekibinin en sık aldığı on talebi ve satışın kaybettiği on fırsatı yan yana koyun. Ürün ekibinden biriyle birlikte bir saat bu listeye bakın. Ne kadar çok şeyin aynı kökten beslendiğini görünce, komitenin neden gerekli olduğunu kimseye anlatmanıza gerek kalmayacak.

Bir sonraki yazıda bu tartışmaya zaman boyutunu ekleyeceğiz. Çünkü değer sadece kimin sahiplendiğiyle değil, kullanıcı üründe kaldıkça nasıl biriktiğiyle de ilgili.