Alp SuleimanGrowth Partner

Zamanın Değer Katmanı: Kullanıcı Üründe Ne Kadar Uzun Kalırsa, Aldığı Değer Neden Katlanarak Artmalı?

Bir kullanıcı ürününüzde ikinci yılını dolduruyorsa, ona ilk günkünden çok daha fazlasını veriyor olmalısınız. Vermiyorsanız, onu tutan şey değer değil, alışkanlıktır. Ve alışkanlıklar bozulur.

Growth PartnerYazı 07 / 134 dk okuma

Yayın

Yıllardır aynı yazılımı kullanan insanlara neden hâlâ orada olduklarını sorduğumda, şaşırtıcı sıklıkta aynı cevabı alırım: “Değiştirmek çok zahmetli. Ama inan, her yıl biraz daha nefret ediyorum.”

Bu cümlede bir ürün için hem iyi hem kötü haber var. İyi haber, kullanıcı hâlâ orada. Kötü haber, onu orada tutan şey ürünün ona verdiği değer değil, gitmenin bedeli. Ve bu iki şey, retention grafiğinde birbirinden ayırt edilemez. Ta ki biri gelip geçişi kolaylaştırana kadar.

Bu yazıda bir ürünün zamanla nasıl daha değerli hale gelmesi gerektiğini ve bunun, kullanıcıyı hapsetmekten neden tamamen farklı bir şey olduğunu konuşmak istiyorum.

Zaman ya değer biriktirir ya da yorgunluk

Bir kullanıcının üründe geçirdiği her ay iki şeyden birini biriktirir. Ya ürünün ona sunduğu değer büyür, ya da ürüne karşı sabrı azalır. Nötr bir durum pek yoktur.

Çoğu ürün farkında olmadan ikinci yolu seçer. İlk gün kullanıcıya ne veriyorsa, ikinci yılda da aşağı yukarı onu verir. Belki birkaç yeni feature eklenmiştir ama kullanıcının deneyimi temelde aynıdır. Bu arada kullanıcının ihtiyaçları büyümüş, beklentileri değişmiş, rakipler yeni şeyler göstermiştir. Ürün yerinde sayarken, algılanan değer sessizce erir.

Oysa ideal ilişki tam tersidir. Kullanıcı üründe kaldıkça ürün onu daha iyi tanımalı, onun işine daha çok uymalı, onun için daha az emek gerektirmelidir.

Kullanıcı üründe ne kadar uzun kalırsa, aldığı değer o kadar hızlı artmalı. Kalmanın ödülü büyümüyorsa, gitmenin cazibesi büyür.

Birikimli değerin katmanları

Zamanla biriken değerin birkaç farklı katmanı var. Hepsini aynı anda kurmak gerekmiyor ama hangisine yatırım yaptığınızı bilmek gerekiyor.

İlk katman veri. Kullanıcı ürünü kullandıkça bir geçmiş oluşur: kayıtlar, belgeler, kararlar, sonuçlar. Bu geçmiş tek başına bir değer değildir; sadece bir arşivdir. Değere dönüşmesi için ürünün onu kullanması gerekir. Geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırma yapabilen bir finans aracı, beş yıllık veriyi sadece saklayan bir araçtan çok daha değerlidir.

İkinci katman kişiselleştirme. Ürün, kullanıcının tercihlerini, ritmini ve alışkanlıklarını öğrenir. Her seferinde aynı ayarları yapmak zorunda kalmaz, aynı açıklamaları tekrar okumaz. Bir önceki yazıda konuştuğumuz döngülerin doğal sonucudur bu; her tur, bir sonraki turu kullanıcıya biraz daha uygun hale getirir.

Üçüncü katman ağ. Kullanıcı ürüne ekip arkadaşlarını, müşterilerini, iş ortaklarını getirdikçe ürün sadece onun aracı olmaktan çıkar ve bir ilişkiler ağının ortak zemini haline gelir. Bu noktada ürün, kullanıcının bireysel tercihi değil, bir topluluğun ortak dilidir.

Dördüncü katman ise iş akışına yerleşme. Ürün, kullanıcının diğer araçlarıyla konuşmaya başlar; entegrasyonlar kurulur, süreçler ürün üzerinden tanımlanır, raporlar ürünün verisine göre hazırlanır. Ürün artık bir uygulama değil, işin altyapısıdır.

Hapsetmek ile hak etmek arasındaki çizgi

Burada dikkatli olmak gerekiyor, çünkü bu katmanların her biri iki şekilde kurulabilir.

Veriyi kullanıcının işine yarayacak şekilde kullanabilirsiniz ya da dışa aktarmayı imkânsız hale getirerek onu rehin tutabilirsiniz. Entegrasyonları kullanıcının hayatını kolaylaştırmak için kurabilirsiniz ya da ürünü bırakmayı bir altyapı projesine dönüştürmek için. Dışarıdan bakınca ikisi de aynı şeyi üretir: yüksek geçiş maliyeti. Ama kullanıcının içinde çok farklı duygular yaratır.

Hapsedilmiş kullanıcı, yazının başındaki o cümleyi kuran kişidir. Kalır ama her yıl biraz daha fazla nefret eder. Rakibinizin en iyi satış argümanı sizin ürününüz olur. İlk fırsatta gider ve giderken herkese anlatır.

Hak edilmiş bağlılıkta ise kullanıcı kalmayı seçer. Gidebilir, hatta gitmesi zor bile değildir; ama gitmek, biriktirdiği değeri bırakmak anlamına gelir. Burada geçiş maliyeti bir duvar değil, bir hazinedir. Kullanıcı onu korumak ister.

Benim kullandığım basit test şu: Kullanıcı verisini bir tıkla dışarı alabilse yine de kalır mıydı? Cevap evetse, onu tutan şey değerdir. Cevap hayırsa, tuttuğunuz şey bir rehinedir ve rehineler fırsat bulduklarında kaçar.

İkinci yılın deneyimini tasarlamak

Ekiplerin büyük çoğunluğu ilk günü tasarlar. Onboarding'e haftalar harcanır, ilk beş dakika milimetrik olarak optimize edilir. Ama ikinci yılın deneyimini tasarlayan ekip pek azdır.

Oysa ikinci yıldaki kullanıcı, şirketin en değerli varlıklarından biridir. Ürünü tanır, ekibine yaymıştır, büyük ihtimalle başkalarına önermiştir. Ve çoğu zaman, ilk gün gördüğü ürünün neredeyse aynısını kullanıyordur.

Burada kendinize sorabileceğiniz birkaç soru var. Bir yıldır üründe olan bir kullanıcı, yeni gelen birinin göremediği hangi şeyi görüyor? Geçmişi ona ne kazandırıyor? Ürün, onun bir yıl boyunca biriktirdiği şeyden ona ne geri veriyor? “Hiçbir şey” diyorsanız, kullanıcının sadakati sizin değil, ataletin eseridir.

Küçük dokunuşlar bile büyük fark yaratır. Yıllık bir özet. “Geçen yıl bu dönemde şuradaydınız, şimdi buradasınız” diyen bir karşılaştırma. Kullanıcının geçmiş kararlarından öğrenen bir öneri. Uzun süredir üründe olan kullanıcıya özel, ileri seviye bir yetenek. Bunlar teknik olarak karmaşık işler değildir. Sadece kimse düşünmemiştir.

Zaman en dürüst metriktir

Kısa vadede birçok şeyi taklit edebilirsiniz. Bir lansman heyecanı, bir indirim kampanyası, iyi tasarlanmış bir onboarding. Ama zaman, ürünün gerçekte ne verdiğini er geç ortaya çıkarır. Bir kullanıcının üçüncü yılında nasıl hissettiği, ürününüzün değeri hakkında yapılabilecek en dürüst ölçümdür.

Serinin bu bölümüyle değeri tasarlamayı konuştuk: davranışları, döngüleri, organizasyonu ve zamanı. Bir sonraki bölümde zor bir konuya geçiyoruz: bu değeri nasıl paraya dönüştürürsünüz ve bunu yaparken kullanıcının güvenini nasıl kaybetmezsiniz?